Editör, yazma sürecinde yazarın işini kolaylaştıran bir yol arkadaşıdır. Yazarın yükünü hafifletir, fikirlerinin netleşmesine yardımcı olur ve metni en iyi haline getirmeye uğraşır. Bu işbirliğinin gerçekten işe yaraması için editörün ne yaptığını bilmek kadar ne yapmadığını bilmek de önemli. İşte bu yüzden, editörün sınırlarına dair birkaç noktayı netleştirelim.
- Editör, yazarın yerine yazmaz.
- Editör, yazarın eksiklerini tamamlamaz.
- Editör, yazarın yerine metin oluşturmaya yönelik araştırma yapmaz.
- Editör, metne kendi sesini eklemez.
- Editör, kendi fikrini dikte etmez.
- Editör, metni “mükemmel hale getirme” garantisi vermez.
- Editör, sadece teknik düzeltmeler yapmaz.
- Editör, kitap üzerinde hak iddia etmez.
İçerik oluşturma süreci yazara aittir; editör sadece metnin geliştirilmesine destek verir. Yazarın heybesindekilerin açığa çıkmasına, söylemek istediklerinin daha güçlü ve etkili bir biçimde ifade edilmesine yardımcı olur.
İlk ve öncelikli işi, metnin omurgasını güçlendirmek, anlatımı pürüzsüz hale getirmek ve yazarın sesinin net bir şekilde duyulmasını sağlamaktır. Yani editör, metnin akışına, yapısına ve ruhuna bütünsel bir katkı sunar. Elbette teknik düzenlemeler de yapar, ama işi imla hatalarını düzeltmekten ibaret değildir. Metne bütünsel bir gözle bakar, yapıyı, içeriği ve dili bir arada değerlendirir.
Editör, yazarın kendi konusuna hakim olduğunun kabulü ile davranır. Metni güçlendirecek, tutarlılığını sağlayacak ve etkileyiciliğini yükseltecek önerilerde bulunabilir; hatta bazen ısrarcı da olabilir. Ancak bu kendi fikrini dikte etmek değil, yazarın niyetine ve sesine sadık kalarak metnin niteliğini artırma çabasıdır.
Bu iş birliğinde roller nettir: Editör, kitabın gerçek sahibinin yazar olduğunu asla unutmaz. Kitabın başarısının yazarın emeği, iradesi ve vizyonuyla mümkün olacağını bilir ve bu bilinçle eşlik eder.