Yazmak İlhamla mı İlgilidir?

Bir kitabın kapağını açtığımızda karşılaştığımız kelimeler, cümleler bir anda kağıda dökülüvermiş gibi gelir bize. Sanki ilham perileri sihirli değneklerini salladıkça yazarın zihninden dökülen onca kelime, art arda dizilip anlamlı bütünler oluşturarak okuyanı içine çeken bir anlatıya dönüşmüş gibi…

Kabul edelim, yazmak sadece bir “an”ın büyüsüne bağlı bir iş değil…

Yazma eyleminin ilhamla bir ilgisi olsa da ilham konusunu yanlış anladığımız su götürmez bir gerçek. Yıllarca, kendiliğinden gelen büyülü bir güç, ansızın ortaya çıkan perilerin işi zannettik ilhamı. Hâlâ öyle zannedenlerin ve yazmaya başlamak için onun keyfini bekleyenlerin, ömrünü boş bir sayfa karşısında geçirmesi işten bile değil. Çünkü ilhamın gelmesini sağlayan şey beklemek değil, eyleme geçmektir.

İlham Nasıl Ortaya Çıkar?

Mesela, her sabah kahvenizi içerken 20 dakika yazmaya vakit ayırmak iyi bir başlangıç olabilir. İlhamın gelmesi için bir ritim oluşturarak her gün belli bir saatte kalemi elinize almak ya da klavyenin başına geçmek; hatta bunu hep aynı köşede, aynı müzik eşliğinde yaparak bir ritüel geliştirmek beklemekten çok daha etkilidir.

İlhamın ortaya çıkması için planlama, çaba ve disiplin gereklidir; çoğu zaman çalışmaya başlamadan kendini göstermez. Çalışmaktan kastımız sadece yazmak değil elbette. Yazacağınız konuyla ilgili bazen bir makale okuyarak, bazen sohbet ederek, kimi zaman günlük hayatta karşılaştığınız bir sorunu düşünerek de çalışabilirsiniz.

Tüm bunlar yazacağınız konunun zihninizde ve kalbinizde iyice yer etmesini sağladığından ilham bir kedinin aheste yürüyüşünde bile karşınıza çıkıverir.

Asıl mesele yazmaya başlamak, sonrasında ritim ve ritüel oluşturarak bu başlangıcı büyütmektir.