Editörün yazarla çalışıyor olması her zaman onun adına düşüneceği ve hep yazarın tarafında olacağı anlamına gelmez. Rolleri gereği kimi zaman okurun bakış açısını gözetebilir ve dolayısıyla yazarı bu doğrultuda yönlendirebilir.
Editörün yazarı anlamak; okurun eğilimlerini, piyasanın beklentilerini, toplumsal hassasiyetleri bilmek gibi vasıfları nedeniyle taraf olamaz.
Editör ihtiyaca uygun şekilde davranır:
1. Her zaman yazarın dediği olmaz.
Editör, yazarın anlatmak istediği fikri mümkün olan en iyi şekilde ortaya koyması için yazarın yanında durur. Ancak bu rehberlik, “yazar ne derse o olur” şeklinde bir sadakate dönüşmez. Yazarın anlatmaya çalıştığı şeyin okur tarafından daha net anlaşılmasını sağlamak için gerekirse bazı yerlerde müdahale eder.
2. Tek amaç okurun anlaması değildir.
Yazarla çalışırken okur ortada yoktur belki ama yazmanın nihai amacı metni okurla buluşturmaktır. Editör, metin boyunca okurun boşluğa düşebileceği, kafasının karışacağı yerleri fark eder. Yazarı bu doğrultuda yönlendirir. Ancak hiçbir zaman okur anlayabilsin diye güçlü bir metni basitleştirmeyi önermez. Bazen yazarla kimi zaman da okurla karşı karşıya gelse de editör metnin savunucusudur.
3. Editör, kimi zaman şeytanın avukatıdır.
Editör metnin niteliğini artırmak için bir nevi şeytanın avukatlığını yapar; “Bu bölümü çıkarsak mı?” ya da “Bu cümle gerçekten güçlü mü?”, “Bu cümle tam vermek istenen anlama gelmiyor, yanlış anlaşılmaya açık” gibi yorumlarla yazarın metnine ayna tutar.
İlk başta sorduğumuz soruya geri dönersek editör ne tamamen yazardan yanadır ne de yalnızca okurdan yanadır; o her zaman kitabın/metnin tarafındadır.